9 Aralık 2011 Cuma

Yeniden Başlamak

Yeniden başlamak. Beyaz bir sayfa açmak. Her şeye baştan başlamak. Hepsi aynı kapıya çıkan anlamsız sözcükler şimdi bunlar. Ne yeniden başlamak için cesaretim ne beyaz bir sayfa açacağım bir defterim ne de her şeye yeniden başlayacağım gücüm var artık. Zaman içinde olmuş olanlar kontrolüm dışındaydı. Şimdi olanlar da öyle oluyor. Gelecek için bir şey söyleyemesem de onun da böyle devam edeceğini düşünüyorum. Bir başlangıcım olmadığı için size sonumdan bahsedemem. Zaten bir çemberin başı ve sonu yoktur. Ucuz film replikleri. Sizler de olmasanız aklımdakileri nasıl sadeleştireceğim bilmiyorum.
Tüm bunların dışında aklıma takılan bazı şeyler  var. Bundan sonra nasıl devam edeceğim? Nereye kadar gidebilirim? Neyi ne için nerede yaşamalıyım? Telaşlanmayın; hiçbirinin cevabını ben de bilmiyorum. Evet, hala delirmek ve hassaslık arasındaki ince çizgi üstünde yol alıyorum fakat bu yol nerede bitecek ve acaba dengemi kaybedersem ne olacak? Sanırım bu soruyu da soru olarak bırakacağım. Mide ağrıtan cevapları bile duymak isterdim soruyu soru halinde bırakmak yerine ama bu benim elimde değil. Amacımı daha önce hiç buldum mu bunu da bilmiyorum. Her şeyin bir nedeni ve sonucu vardır ilkesiyle hiç anlaşamadım ben. Bu yüzden belki de nereye gidersem gideyim orada bulunma  sebebimi hiç bilmiyorum.
Sanırım bilmiyorum dememden sıkıldınız. Doğaldır çünkü ben de sıkıldım. E o zaman şimdi sıra bildiklerimde. Vauv. Şimdi düşündüm de gerçekten soruyu soru olarak bırakmayı biraz abartmışım. Ben cevaplardan çok soruları seviyorum galiba. Her neyse. Biliyorum ki kronik olarak ortak bir açı yakalayamama sorunum yüzünden anlaşılması zor bir yanım var ve yine biliyorum ki bu sorun bu çağın insanlarının birçoğunda var ama sorun şu ki ben artık bu çağın insanı olduğumu düşünmüyorum. Düşünemiyorum. Yanlış zamanda yanlış yerde dünyaya gelmiş olmanın yan etkisi bu galiba ya da modernizme duyulan tepkinin dışa vurumu olabilir. Bu yaranın asla kapanmayacağını ve sonsuza kadar bir parçamın hala sonsuz ve karanlık sularda yüzeceğini biliyorum. Sizi boşluğuma davet etmek istemezdim ama sanırım buradan çok sıkıldım ve artık ışığımı bulmak istiyorum. Benim için bir son yok. Bu yüzden kendi boşluğumdan bunları fısıldarken küçük kulaklarınıza artık durma vaktinin geldiğini anladım. Ya şimdi ya da hiç.

8 Aralık 2011 Perşembe

Savaş

Kazanılacak pek bir şey yok farkındayım. Ruhsuzluğumun tepkisizlik diye çağrılışına da tanık oldum ama kaybetmek istemediğim şeyler var. Korumak zorunda olduğumu hissettiğim şeyler var. Sahip olduğumu düşündüğüm ama aslında kime ait olduğunu bilmediğim bazı şeyler var. Bir şeyi kaybetmekle her şeyi kaybetmenin eş değer olduğu bazı durumlar var. Ruhsuzluğumu kaybetmek istemediklerimi korumakta kullandığım bir silah olarak tanımlama isteğim de var.

İsteklerimin aşırılığı ve lüzumsuzluğu beni de üzmüyor değil. Her şeyi isteyip hiçbir şeye sahip olamamak nasıl bir duygu hiç tattınız mı? Kesinlikle bir irade savaşı benimki.  İstemek,  sahip olmak ve sahip olduklarını korumak. Hoş henüz tam olarak nelere sahibim onu da bilmiyorum ya. Tesadüfler ve kötü zamanlamalar anlamsız bir beraberlikle irade savaşımda karşı tarafımdalar. Çatışmaların en sert geçtiği bölge ise savunma hatlarımın tamamen tahrip edildiği beynim.  Savaşın yıktığı bir kentte kalan tek canlıyım ben. Çatışmalarımın ve ardı arkası kesilmeyen çelişkilerimin sebebi henüz kaybettiğim bir savaşın yaralarını sarmaya çalışırken bir başkasının patlak vermesi. Sebebi her ne olursa olsun savaş savaştır ve kaybeden hep yara alır.

Muhtemelen bu savaşı da kaybedeceğim. Hayır, pes etmişlik değil bu.  Zayıflığın kabullenilişi. Ucuz şaraplar ve kötü sigaralar benimle. Karşı taraftaysa kötü zamanlamalar, tesadüfler ve psikopat şarkılar var. Sizi bilmem ama ben gardını tamir edemeden darbe aldıktan sonra hiç bir şey olmamış gibi ayağa kalkabilenlerden değilim. Sürünmek ve esir alınmak daha uygundur bana. Zayıfım ne de olsa.

Eğer neden bu saçmalıkları yazmaya oturmama karar verdiğime dönecek olursak.  Halen bir savaşın içindeyim ve beni dibe çekmekten başka bir boka yaramayan destekçilerim dışında hiçbir müttefikim yok. Savaşın zaten yok ettiği bir kentte başka bir savaş neden oluyor hiç bilmiyorum ama sizden tek bir isteğim var. Eğer ‘sesimi duyan’ varsa lütfen bana yardım etsin. Çünkü yalnızlığın çıkmaz sokağında sonsuza kadar hayatta kalmak ne kadar anlamsızsa bu savaşı kazanmanın bana sadece tek başınalığı getireceğini bilerek galip gelmek de o kadar anlamsız.

7 Aralık 2011 Çarşamba

Şarap

Hadi bir şeyler tadalım diyen sendin.Hadi havayı tadalım , suyu tadalım , güneşi tadalım , yaşamı tadalım , ölümü tadalım .. Tatmamız gereken sadece bir kadeh şaraptı belki de.Biraz hoşlanıp sevmek için bir kadeh şarap ama tüm bu tavsiyelerine rağmen faaliyete geçmek için hiçbir çaban yoktu.Zaten başından beri böyleydin sen.Otururduk saatlerce karşı karşıya.Konuşmadan dokunmadan gözleri kırpmadan hatta belki de nefes bile almadan.Şarabı sen isteseydin zahmetsizce içebilirdik aslında birbirimizin dudaklarından.Zahmete ne hacet.Dönüp dönüp arkandaki koca yelkovanlı saate bakıyordun.Sahi birini mi bekliyordun şarabı içmek için ?Amaan neyse zaten mantık arama sözlerimde.Çünkü kelimelerim anlamını yitireli oluyor birkaç yüzyıl kadar.Sahi sen de şarabı anlamsız bulduğun için mi içmedin?eğer öyleyse sana bişey diyemem:Şarap sen de bir hatıra bırakmadıysa bu senin suçun olamaz değil mi? Belki de kokusunu sevmedin ? İnce ıstırap kokar derdin.Bu yüzden mi içmedin şarabı sen?Belki de rengini sevmedin.Kan kırmızısı der dururdun.Sen vejeteryan bir vampir misin yoksa? Yok yok sen kesin şarabı sevmedin ama olmaz ki şimdi şarap ruhtur.İçersin ve kendine gelirsin.İçersin ve beni görürsün.Belki de beni görmek istemediğin için içmedin sen şarabı?Çok kabasın gizli özne çok.Halbuki şarap seni ne çok severdi.